Toplam 9 kategoride, 134 makale bulunmaktadır.
Makaleler » ANıLAR » Yazının Tamamı
Konu: Amasya Festivali Görüş Düşünce ve Anılarım Eklenme Tarihi: 3.7.2007
Yazan: Mithat DERİNYOL
Kategori: Anılar Okunma Sayısı: 5352
Puan: (2,4) Puanlayan: 484 kişi
Makale:

Merhaba Arkadaşlar,

16–17 Haziran 2007 tarihinde katıldığımız Amasya havacılık şenliği ile ilgili, anı, görüş ve saptamalarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ankara’dan Sayın Mevlüt Karadeniz ve Dünya tatlısı Mustafa Çelik kardeşimle birlikte Mustafa beye ait Fiat Doublo araçla saat 04 te buluşup, 05 de Ankara’yı terk ederek yola çıktık. Yeni bir şenlik ve ilk defa Amasya’da uçacak olmanın verdiği heyecan ile bir muhabbet tutturduk ki o da ne aaa… Çorum’a gelmişiz. Her ne kadar sabah erken saatlerde bir şeyler atıştırmışsak ta artık bir çorba içme zamanı diyoruz ve sabah çorbalarını içiyoruz, ardından da çaylarımız oh bee… Hemen yola koyuluyoruz. Yemyeşil doğa içerisinde keyifle Amasya’ya varıyoruz. Ne bir yorgunluk ne bir uykusuzluk, sanki Ankara’nın bir semtinden diğerine gitmişiz… Amasya’ya varır varmaz, ne kadar güzel ve otantik bir şehir olduğunu hemen anlıyorsunuz. Etrafı dağlarla çevrili bir çanağın içine yerleşmiş, Yeşilırmak, tarihi kale ve kral mezarları ile çok güzel bir Anadolu kenti.
Amasya’ya ulaşır ulaşmaz hemen organizasyonu düzenleyen güzel insan,. canim kardeşim Cengiz Arsu’yu aradık ve bize yeri tarif etti. Ama biz festival alanını bulamadık, oradaki polis memurlarına sorduk, adamlar klasik polis memurluğunun çok ötesinde. Yardımcı olmak için çırpınıyorlar, trafiğe kapatılmış bir yol var, orayı açalım daha kolay bulurlar diyor bir tanesi…Sonra Cengiz ile telefon görüşmesi yapıp, tam yeri öğreniyorlar. Yolu bize iyice tarif ediyorlar, öyle ki gözümün içine bakıp anlayıp anlamadığımı kriminal incelemeci gibi değerlendiriyorlar. Emin olduktan sonra, neredeyse yanımıza eskortluk yapıp gönderiyorlar. Bu değerli helal süt emmiş polis kardeşlerime sonsuz teşekkürler. Amasya’yı sadece bu hareketiniz bile bize güzel gösterdi. Cengizciğim, bu arkadaşlar ile telefonda görüştün kendilerini biliyorsundur, bizim adımıza tekrar teşekkür et. Emniyet müdürünüze ve kendilerine bu yazımın bir çıktısını takdim et… Bir güler yüzlü, insana adres tarif eden ve insanca davranan Polis memurunun bile, mesleğin onurunu ne kadar yükselttiğini herkes görsün ve örnek alsın.
Festival alanını hemen bulduk, ama iniş alanını ilk gördüğümüzde açıkçası pek beğenmedik. Yeşilırmak kenarında 20–25 m eninde 150–200 m uzunlukta, iniş yaklaşımında da ağaçlar olan bir yer. Buraya inişin pek kolay olmayacağını, öğrenci pilotların risk içinde olabileceğini düşünüyoruz. Yaklaşımdaki ağaçlar olmasa mükemmel bir iniş alanı diye anlatabilirdim, ama maalesef böyle... Hemen Cengiz’in yanına varıyoruz, kucaklaşıyoruz ama o da ne Cengizciğimin bir ayağı alçıda, el bileğinde bir bileklik… Bir kaza geçirdiğini öğreniyoruz ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz, ama bu haliyle nasıl bu organizasyonu idare edecek diye de tereddütlerim oluşuyor ister istemez…Bu arada festivallerin genel özelliği, Türkiye’nin çok çeşitli yerlerinden gelen ama bir akrabamızdan, kardeşimizden yakın olan yamaç paraşütçüsü kardeşlerimizle karşılaşıyoruz. Hepsi ile sarmaş dolaş oluyoruz, her biri ile mutlaka bir anımız var, bir sempatimiz var… Barış ve kardeşlik nasıl ülkemizde tesis edilir diye sorsalar, hemen cevabı yapıştıracağım: Herkesi yamaç paraşütçüsü yapın, sonra akıllı başlı bir yamaç paraşütü festivali düzenleyin, insanlar kucaklaşacaktır…
Bu arada çok sevdiğim değerli arkadaşım, sayın valim, Kazım Karabulut beyi de bir anda karşımda görüyorum, yanında sayın Hakimimiz Muhammet Göktaş bey. Mutluluk katmerli…Hemen kucaklaşıyoruz. Mutluluğun katmerli olması ise Kazım beyin geçen yıl yaşadığı o korkunç yamaç paraşütü kazasından sonra bir festivalde bizlerle birlikte olmasından...Ankara’dan gelirken kendi kendime çok tereddüt geçirmiştim, acaba Kazım beye haber versek mi diye. Haber vermesen bir türlü, haber versen bir türlü. Çünkü, o kazadan sonra uçmama yönünde bir eğilimi vardı. Biz şimdi çağırır götürürüz, belki kararını bizim yüzümüzden değiştirir, gerçekten zor bir karardı ve biz çağırmaya cesaret edememiştik, ama karşımızda görünce de müthiş sevindiğimi de itiraf etmeden geçemeyeceğim. Bu mutluluk içinde başka bir kardeşim vay Mithat abi de buradaymış diyor, bir bakıyorum Tarsus Bölgesi Pilotlarından değerli kardeşim ve kutsal bir mesleği olan sayın öğretmenim Cihatsan ( Adı Cihat, Soyadı: Şan - ama İngiliz karakterleri ile Japon adı oluyor) Hemen bir bağrışma bir kucaklaşma ama öyle erkek gibi koç gibi dolu dolu…Sonra bir bakıyorum oğlu dünya tatlısı Ali (benim deyimimle Aliş) …Cihat hocam her festivale oğlu ile gelir taa neredeyse kundaktaki halini hatırlıyoruz . Fakat bu sefer bizim Aliş olmuş koç gibi.. Boy pos bir uzamış ki nasıl, bir de yakışıklı olmuş ki sormayın, Allah nazardan saklasın…Üstelik artık o da pilot olmuş ve 8-10 uçuşu varmış. Aliyi böyle görünce yaşlandığımızı bir kez daha hatırlıyoruz Neylersiniz hayat böyle . Ben bu arada, beni fark etmeyen başka bir arkadaşı görüyorum, hoş geldiniz deyince bu kez karşılaşmamız ona sürpriz oluyor, müthiş güzel bir duygu… Bazen isimleri unuttuğum oluyor ama o kimlik kartları yetişiyor imdadıma. Hemen kopya çekiyorum, dolayısı ile diyalog baştan daha pozitif başlıyor. Festival düzenlerken kimlik kartlarının ne kadar önemli olduğunu daha önce de belirtmiştim, bir de Ad ve soyada ayrılan bölüm, benim gibi gözleri pek de iyi seçemeyen birileri de düşünülerek, biraz büyük yapılsa daha iyi olacak diye düşündüm. Bu ilk karşılaşma olayı nasıl olsa akşama kadar devam edecek olduğundan, biz ufak ufak bir uçuş yapsak diyoruz. Biraz sonra kalkış noktasına araçların çıkacağı anonsu yapılıyor, ama öncesinden bir motorlu delta kanat uçuşu var onu izliyorum, biraz da video çekiyorum… Hadi kalkış noktasına, yukarı çıkıyoruz. Müthiş bir manzara...Dağların arasında çanak bir bölgede Amasya şehri, ortasından akan boz ırmak (hepiniz Yeşilırmak diye bağırıyorsunuz ama hayır… resmen kahverengi akıyor bu ırmak) görüntü güzel, iniş alanını yukarıdan belirleyip bir iki vatandaşın da uçmasını bekliyorum, uçuyorlar bir sorun yok. Gelgelelelim klasik sorunum hemen başlıyor. İlk defa bir yerde ne zaman uçacak olsam, tuvalet ihtiyacını aşağıda gidermeme rağmen, yukarıdan aşağı bakınca yeniden böyle bir ihtiyaç oluşuyor, korkudan mıdır nedir? Sonra da kendi kendime, seni hayata bağlayan bu korku diyorum ve olması gereken bir olgu diye düşünüyorum, ne olacak alt tarafı bir kez daha araziye uyarsın. Bu arada arazi düz olunca araziye uyulacak yer ciddi bir sorun oluyor. Uçuşlar sırasında bazı arkadaşlarımızın kamuflajlı elbiseler giymesinin bir sebebi de, tuvalet ihtiyacı için araziye uymada kolaylık sağlaması herhalde  Daha fazla polemiğe girmeden ben de kanadımı çekiyorum çıkıyorum. Artık yeni sloganım bu: Polemik yok, çekiyorum çıkıyorum . İlk uçtuğum yerde mutlaka düz uçuş yaparım, öyle de yapıyorum ama şehir üstüne yaklaştıkça sağlam termikler vurmaya başlıyor. Altı yıldır uçarım, Türkiye’de uçmadığım yer de kalmadı, uçuş sayım 300 – 500 civarı da olmasına rağmen hala şu termik salladı mı tırsıyorum... Kameram yanımda, film çekeceğim, fotoğraf çekeceğim, anılar arasındaki yerini alacak ama nerede bizde o göz. Frenleri bir türlü bırakamıyorum, iniş alanını tutturabilecek miyim? Yaklaşımdaki ağaçlar engel olacak mı? Yoksa iniş alanına yüksek gelip iniş pistini kaçıracak mıyım? İniş anında kaldırıcı ve bastırıcı olabileceğini brifingde söylediler, böyle olursa ne halt edeceğim? En iyisi sen filmi bir sonraki uçuşa bırak, normal inişini yap diyorum kendi kendime. Dalgalar içinde hareket eden küçük bir kayık gibi termiklere toslaya toslaya gidiyorum. İniş alanı üstüne geldim ama bir hayli irtifa var, ne yapsak diyorum, birden gaza gelip Manisalı Alper gibi ben de stada iniyim diyorum. Sonra, orada güreş yapıldığını düşününce, ister istemez vaz geçiyorum… Neme lazım herifler hem pehlivan hem yağlı, hem kispetimiz de yok bi tutsalar pantolon cırt… Tövbe tövbe… Başımıza ne gelir kim bilir… En iyisi fantezileri bırakıp adam gibi pilotluk yapmak diyorum. Yeşilırmak ve ağaçlar üzerinde irtifayı yeyip, inişi gerçekleştiriyorum, tam istediğim yere ama biraz hızlı oluyor, olsun üç adım koşup duruyorum. Millet de alkışlıyor oh be diyorum gözü kurtardık…İnişten sonra kumanyalarımız geliyor, herkese var, sakin sakin o lezzetli kumanyayı götürüyoruz. Bir şey dikkatimi çekti, diğer organizasyonlarda genellikle kumanya yerine ulaşmaz veya birileri unutulur, araya o yöreden bazı bebe belik veya açgözlü vatandaşlar girer. Uçuculardan aç kalanlar olur ve haklı olarak biraz da sitem ederler. Amasya halkında hiç bu eğilimi görmedim, çocuklarda bile. Ne deyim, bu insanlar ya fazla tok, ya da hakikatten asil insanlar (Ben b şıkkını işaretliyorum). İnişten sonra en büyük derdim kanadın toplanması, toplama işi yamaç paraşütünde en gıcık olduğum konu. Hemen görevli bir genç yaklaşıyor, abi çok terlemişsin katlayım mı diyor… Burada kesinlikle nezaket icabı da olsa yok canım zahmet etmeyin, ben katlarım dememi beklemiyorsunuz herhalde. Hemen çok iyi olur diyorum ve hoop kanat katlanıyor, sanki mirasa kondum. Böyle festivallerde kanadımı katlayan olsun 800 kere uçmazsam neyim…
Uçmuş olmanın huzuru içinde, kanat da katlanmış, suyumu da içmişim kalkış noktasına tekrar ilk araç ile çıkıyorum. Hava biraz pişmiş, rüzgâr oturmuş. Akşam üzeri saat 17 gibi havalanıyorum ilk uçuşu düz uçtuk ikinciyi de düz uçacak değiliz ya, olmaz kalasımız pardon klasımız sarsılır. Benden önce kalkan pilotlar bantta yelkene takılmışlar. Alman bayrağı takmış bir kanat çok güzel yükselmiş, onu seyrediyorum, birden akrobasiye başlıyor, gerçekten seyredilmesi zevk ve heyecan veren hareketlerdi. Bizim pilotlardan ise Tokat bölgesinin gözü kara pilotlarından, değerli arkadaşım, dostum, uçuşta hava yoldaşım Dr. Metin Murat havada. Metin bey havada ise mutlaka izlenmesi gerekir ve de öyle oluyor yukarı doğru bastırıyor gidiyor, her zamanki gibi bulut tabanını kucaklıyor, sonra spiral manevralarla dalışa geçiyor, izlerken keyif alıyorum. Bulut tabanı yapan kişi benim arkadaşım, Alaman gavuruna da irtifada beş bastı diye gururlanıyorum haklı olarak…Ben de fazla oyalanmadan kanadı çekiyorum çıkıyorum. Çıkar çıkmaz hafif bir çöküş ve hüüüp yukarı çekiş, işte bantı buldum bir sağ yapıyorum varyo yükseliyorsun diyor, bir sol yine yükseliyorsun diyor oh oh… tırsıma filan yok, kafaya yelken yapmayı koyduk ya ondan herhalde. Yaklaşık 700 800m bant var git dön, git dön, bi daha git dön bitmiyor ki…Biir ara bakıyorum, o da ne! En yüksekte ben uçuyorum, tamam diyorum şu an ki rekor senin, yarım saatten de fazla uçtun, kollar fren çekmekten yorulmuş hamlamış. Karın kasları 100 mekik yapmış gibi olmuş, yeter diyorum ufak ufak bant ta dolmaya başladı. Hava trafik kuralları neme lazım işlemez mişlemez, işin .okunu çıkarmadan şurdan bir tüy bakıyım diyorum kendi kendime. Hemen şehir üstüne açılıyorum. Akşamları, Amasya’da rüzgârın arttığını hem Cengiz hem de Mehmet Bayraktar hocam söylemişti, rüzgâr da patlamadan iniş alanına varıyım diyorum. İyi de yapmışım, yolda havada öyle fazla sarsıntı filan yok rahat gidiyorum filmimi çekiyorum arada bir termik vuruyor ama buranın termiği ile tanıştık üstelikte ilk uçuştaki gibi değil, daha helal süt emmiş termiklerden. İniş alanına planladığım gibi varıyorum ve hedef bezinin üstüne ayağımı basıyorum. Hava iyi, iniş de iyi, ama bu sefer alkışlamadılar, hayret. Ne yapsın adamlar, 200–300 paraşütçüyü seyrediyorlar, elde iyi inen mi biter, hangisini alkışlasın Kanat yine katlanıyor, uçuş iyi, süre iyi, iniş iyi daha ne olsun… Ama yavaş yavaş rüzgâr artıyor, bir bakıyorum Sivas’tan Peksever Müderrisoğlu bey inişe yaklaşıyor, ama çok zorlanıyor, tam inecek kaldırıcı, üç kez böyle oldu.. Sonunda, hafif ampul vaziyette yere inişini başarı ile yaptı. Gidip kendisini tebrik edip tam zamanında indiğini, bundan sonra inecek pilotların daha zorlanacağını söyledim, o da bu görüşüme katıldı ve hakikatten zor inişler oldu, ama bir sakatlık yok şükür…
Biraz sağla solla, muhabbet, yeni gelen arkadaşlarla kucaklaşma, keyfim acayip gıcır… suddenly (aniden) bir anons Mithat Derinyol buraya diye…Cengiz anons ediyor, gayet neşeli gittim yanına, zavallının sargılı ayağının beyaz sargıları artık tozdan kahverengileşmiş, yorgun ama bir farklılık var… Hayırdır Cengiz dedim, abi Ankara’dan siz kimle geldiniz dedi, ben hiçbir şeyden şüphelenmiyorum herhalde yatacak yer organizasyonu ile ilgili soruyor diye düşünüyorum. Ben de Mevlüt ve Mustafa ile geldik dedim… Bana belli etmemeye çalışıyor ama kasvetli bir ses tonu ile: abi, Mevlüt abi yere spinle sert bir vuruş yaptı, şimdi hastanede ama meraklanma bir şeyi yok dedi. Bir anda kafamdan aşağı kaynar sular döküldü… Bu haberler hep böyle verilir, alıştırıla alıştırıla. Adam ölmüştür, biraz rahatsız diye akrabası çağrılır. Ağır yaralıdır bir şeyi yok, kontrol için hastaneye götürmüşler denir. Ben ne halt edeceğim şimdi, yola beraber çıkmışsın, memleketin çeşitli yerlerinde 40+ grubu olarak yıllarca beraber uçmuşsun, kader birliği etmişsin, biraz kafa ütüler, adama turşu dedirttirmez ama yine de arkadaşın, yoldaşın. Çoluğu çocuğu var, kötü bir şey olduysa bu nasıl haber verilir, demezler mi: Sana uydu da gitti, babamızın katili sensin katiiiiiilll, katiiiiillll…Bunlar inanın 2 nano saniyede insanın aklından geçiyor. Hemen toparlandım, telefona sarıldım açtı, nasılsın diyorum, olayın teknik ayrıntılarını anlatıyor. Son yaklaşma şöyleydi, ağaçları kurtarmak için bir 360 atıyım dedim de 180 e karar verdim tam o sırada ani bir bastırıcı yedim de… yav Mevlüt ne yediysen yedin, sen nasılsın diyorum o hala cak cak cak anlaşıldı bi .ok yok bizim Mevlüt’te… İnanın dünyam genişledi bu konuşmadan sonra. Hemen kanadını, çantasını, malzemesini toplayıp güvenceye aldıktan sonra, Tokattan Sayın Mehmet Bayraktar hocamın arabası ile Cihat Şan’ı da yanımıza alarak hastaneye gitmek üzere yola çıktık. Yolda hastaneyi sorduk bir kadın tarif etti, hemen bulduk… Böyle böyle bir arkadaş geldi mi dedik, hastanedekiler burası kadın hastalıkları ve doğum hastanesi dediler… Birbirimize bakıştık, tatlı bir tebessüm… Acaba dokuz doğurdu da buraya mı getirdiler diye sormak geldi içimden, ama bakarsın espiri filan sevmezler deyip bu güzel espiriyi kendime sakladım. Tekrar dolaş, devlet hastanesi tam zıt yönde. Şehrin içi festivalden dolayı kalabalık, yolların bir kısmı kapatılıp yaya trafiğine açılmış bir türlü varamıyoruz. Cengiz devamlı telefondan durum raporu istiyor ama bir varabilsek. Sonunda ulaştık. Durumu söyledik, hastayı inceleyen doktor da oradaymış durumu hakkında ayrıntılı bilgi aldık. Ne kırık ne çatlak hiç bir şeyi yokmuş. Doktor: biz ağrı kesici iğne vurduk, akşam tekrar biraz ağrısı olabilir şu ilacı alın akşam içsin dedi. Hastayı çıkarabilirsiniz deyince, bizim Mevlüt ün önemli bir şeyi olmadığı kesinleşti. Hastaneden çıkış işlemlerini yaptırmak için elimdeki evraklarla vezneye gittim. Tabii röntgenler, muayene tahliller ıvır zıvır bir miktar para ödeyeceğiz. Evrakları alan vezne görevlisi tamam geçmiş olsun gidebilirsiniz deyince şaşırdım, para ödemeyecek miyiz dedim, hayır dedi. Ben de görevliye ve muayeneyi yapan doktora tekrar teşekkür ettim ve oradan ayrıldık. Daha önce bir ara araştırma ve gözlem yazısı yayınlamıştım, çoğu arkadaşım hatırlar. Bir yamaç paraşütü festivali düzenlenmesi için yapılması gerekenler. Linki aşağıdadır: http://www.yamacparasutu.net/makale/detail.asp?iArt=524&iType=26
Bu yazımın festival düzenlemeyi düşünen arkadaşlarıma bir fikir verebildiği yönünde de oldukça olumlu eleştiriler almıştım. Gelgelelim ben Cengiz’in akıl edip organize ettiği, hastaneyi ayarlama işini bu yazımda yazmamışım, gerçekten büyük eksiklik… Yani Cengiz helal olsun, hem rahatsızsın kırık ayak, incinmiş bilekle seke seke yürüyorsun ama yine de her şeyi ayarlamışsın… Ne deyim, insanın öz kardeşi bu kadar fedakârlığı yapmaz. Mevlüt’ün iyi olduğu kesinleşince keyfimiz tekrar yerine geldi. Ben iki kere uçmuşum, havada iki buçuk, Mevlüt düştü deyince üç buçuk atmışım, nasıl olsa bu günlük de bir daha uçmayacağım geriye ne kaldı ilk birayı çekmek… Şehir içinde bir yerde durup Mevlüt’e ağrı kesici ve biraları alıyorum. Mevlüt benden önce biraya saldırıyor, dur yahu sen ilaç alacaksın filan diyorsak ta, doktor bana bu ağrı kesiciyi verdi diyor ve birayı götürmeye başlıyor… İniş alanında herkes canlı olarak kazazedeyi görünce rahatlıyor… Hele Cengiz’in Mevlüt’e sarılmasını unutmak mümkün değil… İniş alanında, pilotların inişini biraz daha seyredip, sonrasında geceyi geçireceğimiz Fen lisesine gidiyoruz. Yatakhaneler güzel, ama okulun önündeki çimler daha güzel. Yatakhanede yatmaktan vazgeçip, çadırımı okulun önüne kuruyorum, sonra bir sohbet başlıyor. Türkiye’nin her yerinden gelen güzel insanlarla ki sormayın, kırk yıllık dostlarla bir aradayız. Antalya XC-Extreme Havacılıktan Değerli Tulgay kardeşim ve sayın hocam, keldaşım, Cemalettin bey ve saz arkadaşları ile başlayan muhabbet izlenmeye görülmeye değerdi. Her şey çok güzel, çok mutluyuz anlatılması çok zor… Herkes ortalama 2, 3 saat ancak uyumuş. Dünyanın yolunu gelmiş, dağa çıkmış uçmuş, inmiş, uçmuş, inmiş, uçmuş… Buna rağmen muhabbet, gırgır, müzik o biçim. Aslında çok daha devam edecekti ama ertesi sabah Üniversite sınavı var. Ne de olsa bu sınav gençlerimizin hayatının dönüm noktası olacak. Bir gencimize bile rahatsızlık verirsek bize yaraşmaz diyoruz, vakitlice yatıyoruz. İşte biz yamaççılar doğa sevgisi ile dolu olduğumuz gibi insan sevgisi ile de doluyuz, bu olay bunun en güzel göstergesi. Çadırımın içine giriyorum, mata uzanıp battaniyeleri üzerime çekiyorum. Kafam ile yastık arasında en son 5 cm kaldığını hatırlıyorum, gerisi horrr… Sabah uyandığımda ise vokalistlerimin de oldukça bol olduğuna dair ince bir espiri yedik ama neylersiniz, elde değil… İnanın Amasyalılar beni Hilton’da ağırlasalardı o kadar güzel uyuyamazdım, çoktandır çadırda yatmayı özlemişim.
Sabahın serinliğinde uyandım, elimi yüzümü yıkayıp doğru kahvaltıya. Mevlüt beyi sabah bir kez daha kontrol ettim, çok önemli bir şey yok, iyice rahatım artık… Tıka basa karnımı doyurup, çatlayasıya çayı içtikten sonra, yavaş yavaş çadırı toplayıp doğru iniş alanına hareket ettik. Yeteri kadar insan toplanınca, doğru kalkış alanına çıktık. Hesabıma göre bir uçuş daha yapıp, biraz da ben milleti seyredeyim diyorum. Bu arada Mustafa Çelik kardeşim de, abi cesaret verecek biri olsa ben daha rahat uçarım diyor, o zaman ben de yardımcı olacağımı söylüyorum yukarı keyifle çıkıyoruz…Mustafa beyi hazırlıyoruz, tarz olarak kanadı yere serdikten sonra fazla oyalanmayı sevmem, yeterli güvenlik varsa ve hava durumu uygunsa, mıy mıy beklemenin bir faydası yok, tam tersine havayı kaçırabilirsin. …Mustafa bey de aynı tarzda, hemen kanadı çekiyor ve çıkıyor, ben telsizden cesaretlendirici sözler söylüyorum, kanat temiz, güzel kalktın, güzel bir uçuş oluyor gibi. Bu sözcükler, eğer pilot kendini biraz dahi gerilimli hissediyorsa müthiş yararlı oluyor. Mustafa Bey çok güzel bir uçuş yapıyor. Bu arada bizim telsiz frekansından bir anons: Mustafa çok güzel, şu an bir 360 dön diyor… Hayda… Nereden çıktı… Sanırım başka bir eğitici arkadaşımız öğrencisine talimat veriyor, tamam ver vermesine de, pilotun adının Mustafa olması da tesadüfün iğne deliği yani… Bizim Mustafa Bey havada 360 ı atar atmaz anlıyorum ki bir karmaşa var. Hemen telsiz ile 360 dön komutunu benim vermediğimi, bir karışma olduğunu, iniş alanına yetişebilmesi için, yola doğru devam etmesi gerektiğini söylüyorum. Mustafa Bey zeki insan, hemen anladı mevzuu yu ve doğru iniş alanına bastırıp gitti iyi bir irtifa ile iniş alanı üzerine varıp güzel bir inişle uçuşunu bitirdi. Sıra bende, biraz vakit kaybedildiği için termikler kıpırdamaya başladı. Uçuşu olabildiğince iyi değerlendirip indikten sonra biraz da ben seyirci oluyum diyorum. Pilot gözü ile uçuşları izlemenin çok büyük yararı var, bunu seviyesi ne olursa olsun her pilota tavsiye ederim. Uçuştan önce, paçama da bir sis bombası bağladım, havada pimini çekip sansasyonel bir uçuş ve iniş yapacağım aklım sıra. Kanadı çekiyorum, tepeme geliyor temiz… Dönüyorum koşuyorum o da ne? Benim sis bombası ayaktan ayrılıyor… Karizmayı yine çizdik. Koşarken Cemalettin hocayı görüyorum, hocam al onu diyorum, o da tamam diyor ve havalanıyorum. Artık üçüncü uçuş, Amasya’da nasıl uçulacağını biliyorum. Uçuşun tadını çıkarıyorum, yelkeni, termiği, birkaç manevra daha… Diğer uçanları seyrediyorum. Tam bir keyif uçuşu oldu. Yavaş yavaş yoruluyorum ve dönüş yolunu da hesaplayarak çok fazla da yorulmadan gidiyorum. Güzel bir iniş, bundan iyisi can sağlığı. Kanat toparlanıyor, malzemeler bir araya getiriliyor, artık dönüşe hazırız. Aracımızı bir arkadaşımız Üniversite sınavında görevli olduğu için Çoruma götürmüştü, dönüşünü bekliyoruz. Bu arada da diğer pilotların uçuş ve inişlerini izliyor kritikler yapıyoruz.
Artık yavaş yavaş ayrılmalar başlıyor. Hep böyle olur. Tam alışırsın, en mutlu olduğun anda çok sevdiğin birisi hadi biz ayrılıyoruz abi, gelecek festivalde görüşürüz demez mi? Ne yaparsın bu işin özelliği de böyle… Doyasıya kucaklarsın arkadaşını ki, bir sonraki görüşmeye, kucaklaşmaya kadar yetebilsin  Antalya’dan, Tarsus’tan, Ordudan, Tokat’tan, İzmir’den, İstanbul’dan, Erzincan’dan, Fethiye’den, Sivas’tan ve Türkiye’nin tüm illerinden değerli Yamaç paraşütü pilotu kardeşlerimle vedalaşıyoruz.
Bu arada Cengiz’i izliyorum, Elinde bastonu kolunda bileklik, ayağı alçıda ve terliği ile ilk günkü performansından hiçbir şey kaybetmemiş vaziyette herkesi uğurluyor. Aynı anda uçuşları yönlendiriyor, inişleri takip ediyor. Bunların hepsini de bir arada yapıyor ama nasıl yaptığını ben anlayamadım, bir ara bu performansının sırrını kendisi ile ayrıntılı bir şekilde konuşacağım. Cengiz festivali gerçekten çok güzel organize etti ve yönetti. Bütün uçucu arkadaşlarımla da yaptığımız kritiklerde kendisine tam not verdik ve 2007 yılında şu ana kadar yapılan Yamaç paraşütü şenliği organizasyonu dalında kendisine Oscar verilmesine karar verdik. Burada Cengiz derken, aslında tabii ki bir ekipten bahsediyoruz, valiliğin, belediyenin, diğer kamu kuruluşlarının, ekip arkadaşlarının ve Amasya halkının verdiği destek olmasa Cengiz de pek bir şek yapamazdı. Sonuçta başarı Amasyanın…Gerçekten herkesi tebrik eder, başarılarının devamlı olmasını dilerim. Festivalin başarılı olmasının bana göre en önemli nedenlerinden birini de şöyle gözlemledim: Organizasyondan bir şey istiyorsunuz, hemen ekip halinde seferber oluyorlar, o isteğinizi yerine getirmek için canla başla çalışıyorlar ama yapamazlarsa yüzlerinde öyle bir ifade oluyor ki o her şeyi anlatıyor… Ne bir bezginlik ne bir bıkkınlık var. O ifadede çalışmanın, emek vermenin yorgunluğu var ama yapamamış olmanın üzgünlüğü var. Bunu her pilot fark etmiştir çünkü bizimkiler, toplum ortalamasına göre biraz daha zekidirler…İşte Festivali başarılı kılan bu samimiyetti. Organizasyona, festivale, diğer kurum ve kuruluşlar ne kadar maddi destek verseler de bu ruhu veremezler, bu ruhun o insanların kendinde olması gerekir. Bu ruhu yakalayanların oluşturduğu ekiple de böyle küt diye gelinir ve bir numaraya yerleşilir. Festivale gelirken, uçuşun iyi olacağı yönünde ciddi kaygılarım vardı, iniş alanı konusunda zaten kendileri uyarıda bulunmuştu, festivalin yapılacağı şehir Anadolu’da sapa bir yerde, kim gelir ki diye düşünüyordum. Olsa olsa 10 -15 pilot şenlendiririz diyordum. Hele organizasyonun böyle olacağını hayal bile etmemiştim. Ama bu sefer ters köşe oldum, uçuş parkuru olarak, termik kaynakları olarak çok iyi bir yere, organizasyon olarak ise en iyi yere gelmişiz, iyi ki de gelmişiz.
Bize bu güzel anları yaşatan başta Cengiz kardeşime, ekip arkadaşlarına, Amasya Valiliğine, Belediye başkanlığına ve diğer kamu kuruluşları ile festival boyunca bizleri izleyerek ilgisini esirgemeyen tüm Amasya halkına, yüreğimin en derinlerinden teşekkür eder, her konuda başarılarının böyle devam etmesini dilerim...



Selam ve Saygılarımla
Mithat Derinyol


Ana Sayfa
Makaleler
Makale Ekle