Toplam 9 kategoride, 134 makale bulunmaktadır.
Makaleler » YAMAÇ PARAŞÜTÜ » Yazının Tamamı
Konu: Ölümden Dönen Hırvat Eklenme Tarihi: 10.8.2005
Yazan: Çeviri : MANHAT
Kategori: Yamaç Paraşütü Okunma Sayısı: 5154
Puan: (3,1) Puanlayan: 347 kişi
Makale:

26 Temmuz 1997, Cumartesi. İçimden bir his o gün uçmamamı söylüyordu. Arkadaşım Matko ve ben saat 6 da kalktık, çok acele bir şekilde eşyalarımızı hazırladık, duş aldık ve yarışma alanına doğru hareket ettik. Hava iyi görünmüyordu. Arabanın termometresi 16 dereceyi gösteriyordu ve bu yılın en düşük sıcaklığıydı.

Yapılan bu yarışma Hırvatların ilk resmi yamaç paraşütü yarışmasıydı. Yarışma alanına vardığımızda ekipten Boris, Kruno, Karlo, Danko, Bozo, Radovan, Srecko, Leo, Zlatibor, Joza ve Sandi çoktan hazırdı. O kalabalıkta güçlükle bir araya gelip kahve içtik ve bir şeyler atıştırdık. Ben organizasyon komitesindeydim ve komite olarak Take-Off’a doğru hareket etme kararı aldık. Raspadalica çıkış noktasına kadar Karlo’yu arabayla takip ettim. Bu benim oraya ilk gidişimdi. Bu bölge güneye bakan ve denizden 560 m yüksekliğinde bir tepeydi. Take-Off dört kanadın yan yana kalkışı için yeterli fakat 100 m. ilerisi uçurumdu. Sıcaklık 27 derece ve gökyüzü 2/8 bulutlu Görevleri pilotlara brifing olarak anlattık.. Kalkışlar 14:30 başlayacak ve iniş alanındaki kayıtçı hazır bekliyordu. Kalkıştan sonra ilk dönüş noktası Take-Off’un batısındaki Crnica kilisesiydi. Sonra doğudaki St.Thomas kilisesi., daha sonrada güney Buzet’deki büyük vadi, sonra tekrar Crnica kilisesi. Bitiş Buzet’in kuzey batısı olacaktır. Rahat bir kalkışa konsantre olmak için Take-off’daki kalabalıktan biraz uzaklaştım. Eğer o gün yalnız olmuş olsaydım eminim ki uçmazdım. Açıklaması zor ama içimde uçmamam şeklinde bir his oluşmuştu. Ama ben, büyük bir Hırvat Yamaç Paraşütü Derneğinin başkanı olarak içimdeki histen dolayı uçmamazlık edemezdim.

Önce Leo, sonra Danko uçtu. Üzerimde yeni ince bir tişört, onun üzerinde pamuklu bir gömlek, en üstte ince rüzger ceketi vardı. Bacaklarıma vario ve GPS ‘imi bağladım, telsizimin frekansına baktım. Sanki bu uçuşumda mutlaka ihtiyacım olacak diye Yedeğimi kontrol ettim. Saat 14.05 te iyi bir çıkış yaptım. İlk tırmanıştan sonra vario’dan rüzgar bilgilerini okudum. Batı-Güneybatı 16 km. gösteriyordu.. Rüzgardan ayrı olarak termikle yükselmeye başladım. Sıcak olmasına rağmen eldivenlerimi takmıştım. Bu arada 14:25’e kadar vadide yelken yapıp, olmamız gereken noktaya 5 dk. önce geldik. Doğudaki Uka’nın yağmur altındaki güzel dağlarını görebiliyorduk ve bu bizi rahatsız etmemişti.. Bu yağmur bize göre 20 km. uzaktaydı.

Crnica kilisesi üzerinde biraz yükseklik kazandım.. Termikler +0,5-3 m/s arasında sabitti. Öğretmenim Danko, yer ekibiyle telsiz teması kurdu. Ufak bir konuşmadan sonra uçuşu iptal etmeye karar verdiler. Bunun nedeni de bizden birkaç km. kuzeydeki Zbevnica dağındaki ortaya çıkan değişimlerdi. Telsizden : “Yarışma iptal edildi, lütfen iniş yapın” şeklinde anons yapılıyordu. Ben sakindim, acele etmedim ve panik yapmadım. Güney ve güneşin istikametinde kümülüs bulutlara doğru alçalmaya başladım fakat kuzeyden gelen CB’lerin farkında değildim. Bu büyük bir hataydı...

Leo 50 m üzerimde, 150 m güneybatıdaydı.. Danko ile Karlo batıda ve yukarıdı kulaklar kapalı durumda idiler. Diğerleri kuzey ile kuzeydoğu arka tarafımdalardı. Ben 1300 m yükseklikteydim. Saat:14:30 ilk Stoll’umu yapmaya karar verdim. 1000 e kadar düşüş hızım -7 m/s idi.. B stoll yaptım ve ileriye doğru hızlandım. Fakat hoşuma gitmedi ve korkutucu idi.. Bu nedende B stoll yapmayı kestim. Kanat dolduktan sonra tekrar B stoll yaptım.. Bir kaç dakika sonra vario ya baktım.. Birde baktım ki +2 m/s ile yükseldiğimi görünce şaşırdım.. Leo ya bakıyordum ve o 1300 m.de bulutlara girdi. Ve girerken benim resmimi çekti. B-stoll yaparken 5 m/s. ile yükselmeye başladım ve kendimi bulutların içinde buldum, hala çok sakindim. Bulutun köşesine çok yakındım ve GPS’ime güveniyordum. Güneye gidip bulutun içinden çıkmak o kadarda zor değildi. Hız göstergesine ve pusulaya bakarken çok zaman kaybettim. Pusulayı kullanmak kolay değildi. Pusulanın geciktirmesinden dolayı kendimi güneye gidiyor sanıyordum fakata kuzeye gidiyordum. Daha sonra gözlerime inanamadım. Vario göstergesi çılgına dönmüş +10 m/s. yükseliş gösteriyordu. Daha sonra korkmadan hayatımda ilk defa frontall kapama yaptım. CB daha fazla sıkıştırmaya başlamıştı ve yükselme hızım hiç değişmiyordu. Sonra kendi kendime dedimki: “Davor oğlum sende kümülüslere girdin...”. Bundan önce bununla ilgili bir süre kaza raporu okumuştum fakat kurtulan birisinin kaza raporunu hatırlamıyordum. Hava gittikçe soğuyordu ve yağmur damlacıkları üzerimde donmaya başlamıştı. Radovan Telsizden: “Davor nerdesin lütfen cevap ver” diye sordu. Sonra arkadan bir ses “Yedeklerini ne olursa olsun açma” diye bağırıyordu.. CB’ye gireli neredeyse 10 dk. olmuştu ve yüksekliğim 2600 mt.i bulmuştu. Değişik bir ruh hali içerisinde, rahat ve sakindim. Telsizden panikli mesaj ve önerilere aldırış etmiyordum. Tek düşüncem ısınmam gerekliydi. Ve kendimi donmadan korumam gerekiyordu. Kulak kapamayı bırakıp, sırt çantamı üzerime koruma olarak sarmayı denedim ve kulakları kapamayı bıraktığımda vario çıldırdı, +18 m/s ile yükselmeye başladı ve sonra spril’a girdim. Sağımdaki yedeğin kolu çektim ve bulutların içine bir yere fırlattım. Sonra yedeğin kolonlarının tam gergin olmadığını hissettim. Kanadım kontrolden çıktı. Hala tırmanıyordum. Daha sonra yedeğimin açıldığını hissettim, Yamaç paşatümün kanopisini çektim ve bacaklarıma sardım. Artık sadece yedeğimle uçuyordum..

Daha sonra telsize yedek açtığımı ve +10 m/s ile 4500 m de olduğumu söyledim. Bu benim son telsiz görüşmemdi. Sonradan Boris vario nun yükselme sesini telsizden duyduğunu söyledi. Daha sonra telsizden: “Davor neredesin, bizi ara” diye ses geldi... Ölümle kalım arasında her enerjiye ihtiyacım olduğundan arkadaşıma cevap vermedim.

Şimşekler etrafımda çakıyordu. Her yönden sıkıcı gri bir karanlık geliyordu. Bir kaç sn.de çakan şimşeği çok gürültülü bir ses takip ediyordu. Eğer yıldırım tarafından vurulsaydım hemen kızarırdım. Hayatta kalmamın zor olduğunu düşündün ve tanrıya dua etmeye başladım: “Tanrım bana yardım et, kurtar beni” “Acaba cenazeme çok insan gelir mi?”

Sonra başka bir şey aklıma geldi. “Davor, senin düşünmen gereken şeyler nelerdir? Hala hayattasın, kendini korumak için ne yaptın?”. Vario’ma baktığım ve yükseklik 6000 m. Bu yükseklikte oksijensizlikten bayılacak yada donacaktım. Oksijensizlikten bayılmamak için hızlıca nefes alıp vermeye başladım. Hava çok soğuk olmaya başlamıştı ve rüzgarın çok şiddetli estiği 6000 m.idim. Donuyorum, hayır, soğuğa dayanamıyorum. Arkadaşım Kalman’ı hatırladım. Himalaya’da Pisang sirvesinde çığ altında kalmıştı ve bacak kırığıyla atlattı. Yaşamak için büyük bir isteği vardı. Katlanmak zorunda olduğu soğuğa dayanamıyordu. ‘Sana soğuğu hissetmeyi yasaklıyorum Davor....!!’

‘Ne kadar süre için, ne kadar yükseğe gideceğim? Neredeyim? Ne zaman ve nerede bulutlardan kurtulacağım? Tekrar sakinleştim. Bu küçük olayların yaşamla ölüm arasında olduğunu düşünüyorum. Kendindeysen kendin için ne yapabilirsin? Kanopiyi kendine iyice sardınmı?’.

Birden, donmamak için kanopimi vücuduma iyice sarmam gerektiğini düşündüm ve sağ elimle üzerimi örtmeye başladım. Ancak enerjimin son demlerini kullanıyordum. Kendimi çok güçsüz hissettim. Eğer bayılırsam önemli olan boğulmamaktı. Şuursuz olsam bile eğer boğulmazsam belki yere sağ salim baygın vaziyette inerim diye düşünüyordum. Sonra ellerimin gevşemesine izin verdim ve bayılmak üzere olduğumu fark ettim. Birden tekrar kendime geldim. Kanopi üzerimde sarılı değildi. Acaba yedeğimle kanopim birbirine karışmışmıdır diye düşündüm.

6500 m.de +20 m/s.ile yükselmeye devam ediyorum. Soğuk dayanılmaz. Harness’imin içi yağmur damlacıkları ile dolmuş, rüzgardan dolayı buz tutmaya başlamıştı. Bacak kolonları kasığımı adeta bıçak gibi kesmişti. Kanopimi tekrar kucağımda topladım. Yedeğim etrafımda mı dönüyor, üstümde mi, yoksa altımda mı bilmiyorum.

3300 m.ye ulaşana kadar -3 m/s.den -17 m/s. düşmeye başladım. Sonra tekrar 5500 m.ye çıktım ve tekrar alçalmaya başladım.

Birden bir şeyler gördüm. Yeryüzü. Gözlerime inanamıyorum. Umutlarım yükseldi. Belki hayatta kalacaktım. Yeryüzü hala oradaydı ve ben ona bakıyor ve uçuyordum. Aşağıda güzel bir göl, ormanlar, doğa... Artık CB’nin bıraktığı dolular neredeyse yatay düşüyor ve eriyor, ısınıyor ve büyük yağmur damlalarına dönüşüyordu. Fakat bu yağmur yedeğimin kanopisini iyice ağırlaştırmış ve kontrolsüzce dönmesine neden oluyordu.

Artık iyice kendime gelip, bir şeyler yapmalıydım. Islanan yedeğimin ağırlığından dolayı yere çok sert bir iniş olacaktı. Vücuduma sarmış olduğum kanadı tekrar bırakıp hava ile doldurmalıydım. Bu bana inişimi yavaşlatmak için gerekliydi. Ama çok sıkı sarmışım. Durum kötüleşiyor. Hızla Düşüyorum. Düşüyorum. Yanmış bir ağacın dalları üzerine doğruuuu.. Hayır!!!! Bütün bunlardan sonra...

Davor, sana verilen kurtulma mucizesinden sonra riyakar olma. İnmeyi düşünüyorum. Otabanda araba kullanır gibi hızla yere doğru yaklaşıyorum. İnişe hazırlanmak için bacaklarımı esnettim. Yüksek gerilim hatlarını bir kaç metre geçtim ve ağaca çarptım. Harnesim kazanın şiddetini azaltmıştı. Sonra donuk, ıslak ve korkmuş bir şekilde doğruldum. Hala hayattayım ve neredeyse hiç yara almadan. Soğuktan titriyordum ve çok şiddetli yağmur yağıyordu. Başımdan bu geçen olayları GPS’ime kaydettim ve daha sonra gördüm ki bulutlara girdiğimden beri 21 km. mesafe kaydetmişim. Daha sonra yakındaki yola çıkıp arabaları durdurmaya çalıştım. Ama arabalar etrafımda dönüyordu. Davor’u düşünerek yüremeye devam ettim. Tamamen ıslanmış, her yeri yaprakla kaplanmış ve elinde torba olan birisini kim arabasına alır ki?

Rahatladım. Artık bu ne hayata dair ne de ölüme dair bir şeydi. Biraz yürüdükten sonra Sanvonyevica köyüne geldim. Nerede insanlar ! Hemen yanımdaki yeni evin yakınındaki mezarlığı geçtim. Hayata dair işaretler vardı. Çocuk bisikletleri, arabalar, aletler vs. Yorgun vücudumu bir evin birinci katına kadar taşıdım. Zili çaldım ve kapıda beklemeye başladım. Bir adam gözüktü. Hislerimin taşkınlığına engel olamadım: “Lütfen yardımcı olurmusunuz ?Yamaç Paraşütümle uçuyordum, Fırtına bulutları beni içinde çekti, çok üşüyorum ve şoktayım. Buradan arkadaşlarımı arayabilirmiyim ? Lütfen yardım edin.” . Branko Rober beni evine misafir etti. İyi birisiydi. Ona organizasyonun numarasını verdim. Karısı ısınmam için bana battaniye getirdi. Onlara “Sizinle burada konuşuyor olmamın gerçek bir mucize olduğunu” söyledim. Duş aldım. Sıcak su benim kirimi, kokumu ve şokumu tamamen aldı. Güneşi gören balkonda çay içtik. Hava kristal mavisiydi. Benim öğle boyunca boğuştuğum fırtına bulutlarından hiçbir iz yoktu. Artık yeni bir gün başlamıştı.




DİĞERLERİ :

Eğitmenim Danko: Benim gibi yedek açarak gibi bütün olumsuzlukların üstesinden geldi. Karlo:Zorla yedek açtı ve yaralanmadan indi. Fakat yamaç paraşütü elektrik direğine takıldı ve yırtıldı. Srecko:Spral ile kurtulmaya çalıştı. Yedek açtı. Günlerce ellerini hissedemedi. Radovan:Kulakları tam kapadı. Sadece birkaç hücre bırakmasına rağmen +10 m/s yükseldi. Daha sonra yedek açtı.


Davor Jardos

Çeviri :
Erhan IŞIK
MANHAT www.manhat.org


Ana Sayfa
Makaleler
Makale Ekle